Türkiye'nin çevresindeki jeopolitik tablo hızla değişiyor.
7 Ağustos 2026'da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandı. Anlaşma, ülkelerden birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye yapılmış kabul edilmesi prensibini getiriyor. Bunu bugünden NATO benzeri operasyonel bir askerî ittifak olarak tanımlamak doğru olmaz; fakat ortaya çıkan siyasi ve stratejik mesaj oldukça güçlü.
Aynı dönemde Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler yalnızca diplomatik normalleşmenin ötesine geçmeye başladı. Haziran ayında askerî işbirliği yol haritası imzalandı ve iki ülke orduları yeniden önemli ortak tatbikatlara katılmaya başladı.
Türkiye yeni Suriye düzeninin başlıca dış aktörlerinden biri haline geldi.
Irak ile ilişkiler gelişiyor.
Somali'deki Türk varlığı askerî eğitim ve altyapının ötesine geçerek enerji aramalarına kadar genişledi.
Libya'da ise Ankara artık yalnızca Trablus yönetimiyle değil, ülkenin doğusundaki aktörlerle de temas kuruyor.
Bütün bunların yanında içeride çok önemli başka bir süreç ilerliyor.
PKK'nın silahsızlanmasının tamamlanmasını ve eski örgüt mensuplarının topluma dönüşünü düzenlemeyi amaçlayan yasa tasarısı 5 Ağustos'ta Meclis'e sunuldu. Sürecin kalıcı bir çözüme ulaşıp ulaşmayacağını bugünden söylemek mümkün değil. Ancak başarılması halinde Türkiye'nin yaklaşık kırk yıldır taşıdığı en büyük iç güvenlik sorunlarından birinin ve bunun Irak-Suriye hattındaki yansımalarının önemli ölçüde azalması mümkün.
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda önemli bir tablo ortaya çıkıyor:
Türkiye bir taraftan bazı eski zafiyetlerini azaltırken diğer taraftan bölgesel nüfuz alanını genişletiyor.
Böyle bir ortamda rakiplerin karşı hamle geliştirmemesi beklenemez.
Ancak bence yanlış soru şu:
“Türkiye ile kim savaşır?”
Doğru soru ise:
“Türkiye'nin güçlenmesini sınırlamak isteyen aktörler bunu savaşa girmeden nasıl yapabilir?”
Önümüzdeki dönemi anlamak açısından asıl mesele burada.
En tehlikeli askerî kırılma noktası Suriye
Türkiye ile İsrail arasında bilinçli biçimde başlatılacak doğrudan bir savaşı düşük ihtimal görüyorum.
Ancak Suriye farklı.
Çünkü burada iki ülkenin güvenlik stratejileri aynı coğrafyada fiziksel olarak karşılaşabilir.
Türkiye'nin çıkarı mümkün olduğunca toprak bütünlüğünü sağlamış, sınırlarını kontrol eden, devlet kapasitesi yükselmiş ve Ankara ile yakın çalışan bir Suriye'dir.
Böyle bir Suriye Türkiye açısından sınır güvenliği, göç, terör, ticaret ve Irak'a kadar uzanabilecek yeni ekonomik koridorlar bakımından son derece değerlidir.
İsrail açısından ise aynı tablo farklı okunabilir.
Şam'ın güçlenmesi ve özellikle Türk askerî, istihbarî ve hava savunma kapasitesinin Suriye'ye giderek daha fazla yerleşmesi İsrail'in yıllardır sahip olduğu operasyon serbestisini sınırlayabilir.
İsrail'in bunun karşısında mutlaka Suriye'yi yeniden parçalamaya çalışması gerekmez.
Daha düşük maliyetli bir seçenek yeterlidir:
Şam'ın tamamen Ankara'nın güvenlik şemsiyesi altına girmesini engellemek. Güney Suriye'de kendi güvenlik alanını korumak. Yerel aktörlerle ilişkileri geliştirmek. Merkezi hükümetin askerî kapasitesini sınırlamak. Ve gerektiğinde Washington üzerinden baskı kurmak.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan haziran ayında İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki askerî faaliyetlerinin artık Türkiye'nin güvenliğini de tehdit eden bir noktaya geldiğini açıkça söyledi.
Dolayısıyla Suriye'deki asıl risk planlanmış bir Türkiye-İsrail savaşı değildir.
Asıl risk, iki ülkenin farklı hedeflerinin sahada beklenmedik biçimde çarpışmasıdır.
İsrail konusunda bugünün hamlesinden çok yarının hazırlığına bakmak gerekir
İsrail'i değerlendirirken yalnızca sahip olduğu uçak, füze veya asker sayısına bakmak yeterli değil.
İsrail'in güvenlik sisteminin önemli özelliklerinden biri uzun vadeli istihbarat ve örtülü operasyon hazırlayabilme kapasitesidir.
2024 yılında Hizbullah'a karşı gerçekleştirilen çağrı cihazı operasyonu bunun çarpıcı örneklerinden biridir.
Binlerce cihazın olağan bir ticari tedarik zincirinin parçası gibi görünerek Hizbullah'ın iletişim sistemine girmesi sağlandı; Reuters'ın araştırmasına göre cihazlar patlatılmalarından aylar önce hazırlanmıştı.
Buradan çıkarılması gereken sonuç “İsrail Türkiye'ye de aynı şeyi yapacak” değildir.
Böyle bir iddianın dayanağı yoktur.
Çıkarılması gereken sonuç şudur:
İsrail günlük siyasi gündemden çok daha uzun vadeli düşünebilen bir güvenlik kapasitesine sahiptir.
Dolayısıyla Türkiye açısından yalnızca İsrail'in bugün ne söylediğine değil, Türkiye'nin etkin olduğu coğrafyalarda hangi ilişkileri bugünden inşa ettiğine bakmak gerekir.
Somaliland örneği bu açıdan dikkat çekici
Somali Türkiye'nin Afrika'daki en önemli stratejik ilişkilerinden biri haline geldi.
Türkiye Somali merkezi hükümetiyle çok güçlü ilişkiler kurdu; Somali güvenlik kuvvetlerinin eğitiminde önemli rol oynadı ve bugün enerji aramalarına kadar uzanan bir ekonomik-stratejik varlığa sahip.
İsrail ise Aralık 2025'te Somaliland'ı resmen tanıyan ilk devlet oldu.
Haziran 2026'da Somaliland Savunma Bakanı, İsrail'in Somaliland polis ve askerlerine eğitim verdiğini doğruladı. Aynı açıklamada İsrail askerî üssü konusunda görüşme yapıldığı iddiasını reddetti.
Buradan “İsrail Somaliland'a Türkiye'ye karşı girdi” sonucunu çıkarmak için elimizde yeterli kanıt yok.
Ancak ortaya çıkan fiili tablo önemlidir.
Türkiye Mogadişu ile son derece güçlü bir ilişki kurmuş durumda.
İsrail ise Aden Körfezi'nin diğer kritik aktörlerinden biriyle uzun vadeli ilişkiler geliştiriyor.
Jeopolitik rekabet çoğu zaman zaten böyle işler.
Bir hamlenin bugün size karşı yapılmış olması gerekmez.
Yarın size karşı kullanılabilir olması yeterlidir.
Somali'nin yanı sıra Libya, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeleri de bu gözle okumakta yarar var.
Yunanistan'ın asıl silahı ordusu değil Avrupa Birliği
Yunanistan'ın Türkiye ile doğrudan askerî çatışma aramasını rasyonel bulmuyorum.
Buna ihtiyacı da yok.
Atina'nın elindeki en büyük kuvvet çarpanı Avrupa Birliği üyeliğidir.
Dolayısıyla Yunanistan açısından başarılı strateji bir Türk-Yunan sorununu askerî çatışmaya dönüştürmek değil:
Türk-Yunan sorununu Türkiye-Avrupa Birliği sorununa dönüştürmektir.
Ege bunun için son derece elverişli bir alan.
Bir araştırma gemisi... Bir NAVTEX... Bir kıta sahanlığı tartışması... Savaş uçaklarının karşılıklı önleme faaliyeti... Bir sahil güvenlik hadisesi... Karasuları meselesi...
Bunlardan herhangi biri küçük bir kriz başlatabilir.
Türkiye sert reaksiyon verdiği anda Yunanistan meseleyi “Bir AB üyesi üçüncü bir ülkenin tehdidi altında” çerçevesine taşıyabilir.
Böylece sorun Ankara-Atina hattından çıkar; Brüksel'e, Paris'e, Berlin'e, Avrupa Parlamentosu'na taşınır.
Yunanistan açısından büyük stratejik kazanç da burada ortaya çıkar.
Türkiye askerî olarak herhangi bir şey kaybetmeden diplomatik olarak savunmaya geçmek zorunda kalabilir.
Bu nedenle Ankara'nın dikkat etmesi gereken belki de en önemli konu şudur:
Bir konuda haklı olmakla, o krizi doğru yönetmek aynı şey değildir.
Türkiye'nin ölçüsüz bir tepkisi Atina'nın elde etmek istediği fotoğrafı kendisine bedelsiz verebilir.
Yunanistan artık 2012'nin Yunanistan'ı değil
Burada Türkiye'de zaman zaman yapılan başka bir değerlendirme hatası da var.
Yunanistan hâlâ yüksek kamu borcuna sahip olmakla birlikte ekonomik krizin en ağır dönemindeki ülke değil.
2026 büyümesi yaklaşık %2,4 olarak öngörülürken kamu borcunun milli gelire oranının 2025'teki yaklaşık %145 seviyesinden 2026'da yaklaşık %138'e gerilemesi bekleniyor. Bankacılık sistemi önemli ölçüde toparlandı ve ülke yatırım yapılabilir kredi notuna yeniden kavuştu.
Bu durum Atina'ya savunma modernizasyonu için geçmişe göre daha fazla hareket alanı veriyor.
Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs arasında 2026'yı kapsayan askerî işbirliği programı da ortak operasyonel faaliyetler, özel kuvvet eğitimleri ve kurmay koordinasyonunu içeriyor.
Bunların hiçbiri tek başına “Türkiye karşıtı ittifak” anlamına gelmez.
Fakat ülkelerin Türkiye'ye karşı ortak çıkar geliştirebileceği bir altyapı oluşturur.
Doğu Akdeniz'deki mücadele belki de savaş gemilerinden çok kablolarla yapılacak
Doğu Akdeniz denildiğinde gözümüzün önüne sürekli deniz yetki alanı haritaları geliyor.
Oysa uzun vadede daha önemli harita başka olabilir.
Elektrik kabloları. Doğalgaz altyapısı. Limanlar. Veri hatları. Demiryolları. Lojistik koridorlar. Ticaret yolları.
Yunanistan ile Kıbrıs'ı ve ileride İsrail'i bağlaması planlanan Great Sea Interconnector projesi halen mali ve teknik sorunlarla karşı karşıya. Yaklaşık 1,9 milyar avroluk projenin maliyetinin artabileceği ve yeni finansman gerekebileceği belirtiliyor.
Buna rağmen Avrupa Birliği projeye yüz milyonlarca avroluk kaynak ayırmış durumda.
Dolayısıyla stratejik mesele yalnızca bir elektrik kablosu değildir.
İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan zaman içerisinde enerji, elektrik, veri, savunma ve lojistik altyapılarıyla birbirine bağlanırsa ortaya fiziksel bir jeopolitik mimari çıkar.
Türkiye açısından doğru cevap her projeyi engellemeye çalışmak değildir.
Daha iyi projeler üretmektir.
Türkiye-Mısır. Türkiye-Irak. Türkiye-Suriye. Türkiye-Libya. Türkiye-Körfez.
Ekonomik olarak daha rasyonel koridorlar oluşturabilirsek ülkeleri siyasi baskıyla değil ekonomik çıkarla kendimize bağlarız.
Bu çok daha kalıcıdır.
Hindistan yeni denklemin dikkatle yönetilmesi gereken oyuncusu
Türkiye-Pakistan ilişkilerinin güçlenmesi Hindistan tarafından elbette izleniyor.
Pakistan Hindistan'ın en önemli güvenlik meselelerinden biridir.
Dolayısıyla Türkiye'nin Pakistan ve şimdi Suudi Arabistan ile oluşturduğu yeni savunma ilişkisinin Yeni Delhi'nin Ankara'ya bakışında hiçbir değişiklik yaratmayacağını düşünmek gerçekçi olmaz.
Bazı gelişmeler şimdiden dikkat çekiyor.
Hindistan ile Yunanistan Ocak 2026'da yeni askerî işbirliği programı imzaladı; daha sonra savunma sanayii işbirliğinin genişletilmesine yönelik adımlar atıldı.
Mayıs ayında Hindistan ve Güney Kıbrıs ilişkilerini Stratejik Ortaklık seviyesine yükseltti ve 2026-2031 Savunma İşbirliği Yol Haritası açıkladı.
Hindistan'ın İsrail ile zaten güçlü savunma ve teknoloji ilişkileri var.
Ancak buradan Hindistan'ı otomatik olarak Türkiye karşıtı bir bloğun içerisine yerleştirmek büyük hata olur.
Yeni Delhi kendi çıkarlarına göre hareket eder.
Türk diplomasisinin amacı Hindistan'ı düşmanlaştırmak değil;
Hindistan-İsrail-Yunanistan-Kıbrıs ilişkilerinin zaman içerisinde açık bir Türkiye karşıtı eksene dönüşmesini engellemek olmalıdır.
İyi dış politika yeni düşman üretmek değildir.
Potansiyel rakiplerin size karşı ortak çıkar oluşturmasını engellemektir.
İsrail'in Türkiye'ye karşı en güçlü cephelerinden biri Washington olabilir
İsrail'in önemli stratejik avantajlarından biri ABD'deki siyasi ve güvenlik mekanizmalarına erişimidir.
Türkiye açısından F-35, ileri savunma teknolojileri, ihracat lisansları, yaptırımlar, Suriye politikası ve savunma sanayii ilişkileri Washington'daki karar mekanizmalarından doğrudan etkilenebilir.
İsrail'in Türkiye'yi açıkça düşman ilan etmesine gerek yoktur.
Çok daha etkili bir argüman kullanılabilir:
“Türkiye'nin bu yeni kapasitesi İsrail'in niteliksel askerî üstünlüğünü veya bölgesel dengeyi tehdit ediyor.”
Böyle bir söylem Türkiye'nin teknolojiye erişimini zorlaştırabilir fakat aynı zamanda açık bir Türk-İsrail krizi yaratmaz.
Yunanistan'ın Brüksel'de kullanabileceği mekanizmanın benzerini İsrail Washington'da kullanabilir.
Asıl strateji Türkiye'yi beş ayrı masada aynı anda meşgul etmek olabilir
Bütün bunları birleştirdiğimde Türkiye'nin karşısında dev bir resmî ittifak kurulmasından çok başka bir ihtimali daha gerçekçi buluyorum:
Dağıtılmış çevreleme veya stratejik sürtünme.
Suriye'de baskı. Somali ve Afrika Boynuzu'nda rekabet. Washington'da siyasi engeller. Brüksel'de kurumsal baskı. Ege'de kontrollü gerginlik. Doğu Akdeniz'de alternatif altyapılar. Hindistan-Yunanistan-Kıbrıs ilişkilerinin güçlenmesi. Gerektiğinde ekonomik ve teknolojik kısıtlamalar.
Bunların hiçbiri tek başına Türkiye için yaşamsal tehdit değildir.
Zaten yöntemin gücü burada.
Amaç Türkiye'yi yenmek değil;
Türkiye'yi aynı anda beş-altı farklı dosyada siyasi, ekonomik ve askerî enerji harcamaya zorlamak olabilir.
Ve mümkünse Türkiye'yi kızdırarak hata yaptırmak.
Türkiye'nin cevabı da öncelikle askerî olmamalı
Eğer böyle bir dönem bizi bekliyorsa Türkiye'nin en güçlü cevabı yeni cepheler açmak değildir.
Suriye'yi mümkün olduğunca istikrara kavuşturmak gerekir.
Kürt meselesindeki çözüm sürecini güvenlik açıkları yaratmadan tamamlamak gerekir.
Mısır'la başlayan yakınlaşmayı kişilerden bağımsız kurumsal ilişkiye dönüştürmek gerekir.
Irak'la ekonomik entegrasyonu artırmak gerekir.
Somali ve Libya'daki Türk varlığını yalnızca Türkiye açısından stratejik değil, o ülkelerin halkları açısından ekonomik olarak vazgeçilmez hale getirmek gerekir.
Avrupa ile stratejik özerklik arasında doğru denge kurulmalıdır.
Ve özellikle Ege'de Türkiye'nin “saldırgan ülke” görüntüsüne çekilebileceği gereksiz krizlerden kaçınılmalıdır.
Türkiye artık eskisinden çok daha fazla güç üretebiliyor.
Ancak güç arttıkça başka bir ihtiyaç ortaya çıkıyor:
stratejik soğukkanlılık.
Önümüzdeki dönemin mücadelesi belki de kimin daha fazla füzesinin olduğu üzerinden yaşanmayacak.
Asıl mücadele kimin karşı tarafı reaksiyon vermeye zorlayabildiği üzerinden yaşanacak.
Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki en önemli gücü yalnızca gerektiğinde kuvvet kullanabilmesi olmayacak.
Ne zaman kullanmaması gerektiğini bilmesi de en az onun kadar önemli olacak.
Seçilmiş Kaynaklar
Yazıdaki güncel gelişmeler ve olgusal değerlendirmeler için kullanılan bağlantılar.
• Reuters — Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak savunma anlaşması (7 Ağustos 2026)
• Mısır Devlet Enformasyon Servisi — Mısır–Türkiye askerî işbirliği yol haritası
• Reuters — PKK barış sürecine ilişkin yasa tasarısı (5 Ağustos 2026)
• Reuters — Erdoğan: İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki saldırıları Türkiye’yi de tehdit ediyor
• Reuters/Investing — Hizbullah’a yönelik çağrı cihazı operasyonu
• Reuters/Investing — Somaliland’da İsrail askerî eğitimi
• Yunanistan Genelkurmayı — Yunanistan–Hindistan 2026 askerî işbirliği programı
• Hindistan Hükûmeti — Hindistan–Kıbrıs Stratejik Ortaklığı ve savunma yol haritası
• Reuters — Great Sea Interconnector finansmanı
• Avrupa Parlamentosu — Türkiye’nin SAFE programına katılımı ve Ege’deki casus belli tartışması
• Yunanistan Genelkurmayı — Yunanistan–Kıbrıs–İsrail 2026 Ortak Eylem Planı
• Reuters — Yunanistan büyüme ve kamu borcu görünümü