— Peynir ekmekten şampanyaya, Sultanhamam’dan stratejiye bir not —
Toni abinin sözü vardı: “Yoksa şampanya havyar, çalışana peynir ekmek var.”
Kulağa mütevazı gelir. Aslında en keskin işletme stratejisinin ta kendisidir.
Toprağı bol olsun, aile şirketimizin finansnı yıllarca yönetti. Parayı da krizi de gördü. O cümleyi kurarken ne kadar çok şey anlatıyordu — bunu sonradan anladım.
Babam “her 4-7 yılda bir furya gelir” derdi.
Verilere bakınca hak veririz. Türkiye’nin son 30 yılı kabaca bu ritimle aktı: kriz, durgunluk, furya, kriz. 1994, 2001, 2008, 2018, 2021. Her döngüde sahadan çekilenler oldu. Büyük isimler, köklü şirketler, “bu işi bilen” adamlar. Hepsi bir krizde tezgâhı terk etti — ve furya geldiğinde yerlerinde yoklardı.
Sultanhamam esnaflı bu döngüyü teoriden değil, bedenden bilir. Babama göre gerçek strateji buydu zaten: furyada yükü tutmak, arada gemiyi yüzdürmek. Kâr değil, varlık. Kazanmak değil, kalmak.
Ofis piyasası da bu döngüden nasibini aldı. Herkesin “kim kiralayacak” dediği dönemlerde başlanan projeler, şehrin en değerli adreslerine dönüştü. Türkiye’nin ilk LEED sertifikalı ofisi, Buyaka’yı, Business Istanbul’u — hepsini piyasa durgunken geliştirdik. Her seferinde furya geldi. Her seferinde biz oradaydık.
Bugün ofis talebi dönüşüyor, ama devam ediyor. Rakipler azaldı. Piyasa rafine oldu. Ve tarihsel olarak bu tablo hep aynı soruyu sormamızı gerektirdi: Sen hâlâ tezgâhında mısın?
Türkiye’nin son 30 yılına bakın. TÜFE ortalaması yılda %30’un üzerinde seyretti. Büyük 500 şirketin yaklaşık %40’ı her 10 yılda bir el değiştirdi, kapandı ya da küçüldü.
Ama bir kısmı hâlâ yerinde.
Çünkü onlar tezgâhı terk etmedi.