← Geri
Genel

Hindistan-AB Anlaşması: Türkiye Farkında mı?

2026-06-03
Hindistan-AB Anlaşması: Türkiye Farkında mı?
27 Ocak 2026'da imzalanan Hindistan-AB Serbest Ticaret Anlaşması dünya gündeminde büyük alkış topladı. Ama bu 'tüm zamanların en büyük anlaşması' Türkiye için sessiz bir tehdit barındırıyor.

Yeni Delhi'de Ursula von der Leyen'in "tüm zamanların en büyük anlaşması" diye nitelendirdiği imza törenini izlerken çoğu kesim bunu Hindistan ve Avrupa'nın hikâyesi olarak gördü. Oysa salona davet edilmeden masada oturan üçüncü bir taraf vardı: Türkiye.



Gümrük Birliği'nin Sessiz Tuzağı


Türkiye, 1996'dan bu yana AB ile Gümrük Birliği içinde. Bu birlik sayesinde AB pazarına sıfır gümrükle erişim sağlayan Türkiye, kârlı bir köprü konumunda. Ancak bu köprünün bir de ters yönü var: AB hangi ülkeyle serbest ticaret anlaşması imzalarsa, o ülkenin malları Türkiye'nin iç pazarına da serbestçe giriyor. Türkiye ise bu ülkeyle aynı ayrıcalığa sahip değil.


Bunu somutlaştıralım: 2027'den itibaren Hindistanlı bir tekstil firması, ürünlerini AB üzerinden Türkiye'ye sıfır gümrükle sokabilecek. Türk tekstil firması ise aynı ürünü Hindistan'a satmak için yüzde yirminin üzerinde gümrük ödemeye devam edecek.


"Türkiye kapıyı herkese açık tutuyor; ama kendi malları için kapı kapalı kalıyor."


Rakamlar Ne Söylüyor?



~8.7 mlr $
İkili ticaret hacmi (2025)

5.7 mlr $
Hindistan'ın Türkiye'ye ihracatı

1.5 mlr $
Türkiye'nin Hindistan'a ihracatı


Mevcut tabloda bile Hindistan, Türkiye ile ticarette fazla veren taraf. Anlaşma yürürlüğe girdiğinde bu dengesizliğin daha da derinleşmesi bekleniyor.



Hangi Sektörler Tehdit Altında?


2027'de vergisiz erişim kapısının aralanacağı sektörlerin başında tekstil ve hazır giyim geliyor; bu, Türkiye'nin hem AB ihracatında hem de istihdamda en kritik sektörü. Beraberinde kimyasal ürünler, plastik, kauçuk, deri, ayakkabı, mücevher ve baz metaller de etkilenecek sektörler arasında. Otomotiv sektörü ise kademeli bir süreçle 2030'a kadar bu tabloya dahil olacak.


Hindistan'ın avantajı yalnızca düşük işgücü maliyetiyle sınırlı değil. 1,4 milyar nüfuslu iç pazar, AB'de Türkiye'nin yıllardır inşa ettiği ölçek ekonomisini gölgede bırakacak bir üretim kapasitesi sunuyor. Üstüne bir de yüzde yedi civarındaki büyüme hızını ve Avrupa'nın yeşil dönüşüm yükümlülüklerinden (şimdilik) bağımsız olduğu gerçeğini ekleyin.



Türkiye Ne Yapabilir?


Uzmanların öne sürdüğü seçeneklerin en gerçekçisi, Gümrük Birliği anlaşmasını güncellemek. Türkiye uzun süredir bu talepte bulunuyor; AB ise diyalogu siyasi koşullara bağlıyor. Bu süreç tıkandıkça Türkiye, Hindistan ve benzeri büyük ekonomilerle doğrudan serbest ticaret anlaşması imzalama hakkından da yoksun kalıyor.


Lojistik merkez modeline geçiş ise işe yarayabilecek başka bir strateji. Hindistan veya Çin menşeli ürünleri işleyip katma değer katarak Avrupa'ya ihraç etmek, hem coğrafi konumu hem de altyapısını değerlendirmenin bir yolu.


Uzun vadede ise asıl çözüm yüksek teknoloji, lisanslı üretim ve niş ihracat ürünlerinde. Fiyat rekabetinde Hindistan'ı geçmek mümkün değil; ama Türkiye'nin tasarım, marka ve kalite katmanında konumlanma fırsatı var.



Sonuç: Saat İşliyor


2027 çok uzakta değil. Türkiye'nin iş dünyası ve politika yapıcıları için bu anlaşma, henüz kamuoyunda yeterli ilgiyi görmemiş sessiz bir alarm. Gümrük Birliği'nin yarattığı asimetri yeni değil; ama Hindistan gibi devasa bir ekonominin devreye girmesiyle bu asimetri artık görmezden gelinemeyecek boyuta ulaşıyor.


Masada oturmayanlar için en kötü senaryo, masaya hazır yemek servis edildiğinde farkına varmak olur.

S
Editör. Gayrimenkul, yaşam ve kültür içeriklerinden sorumlu.